Duyurular : Türk Demokrasi Vakfı Web Sitesine Hoş Geldiniz! ... Web Sitemiz Test Yayınındadır. ... Lütfen Canlı Yayın Planformu Uygulamamızı İnceleyiniz. ...

Hayvan Sevgisi

Şimdi tekrar Türklerin hayvanlara karşı gösterdikleri acıma duygusundan söz edecegim. Köpek onlar için pis ve sırnaşık bir hayvandır. Evlerine almazlar. Kediyi ise köpege göre daha makbul ve temiz sayarlar. Evlerinde beslerler. Muhammed'in kedisine olan sevgisi öylesine aşırıydı ki, meşguliyet zamanlarında kedisi elbisesinin kolu üzerinde uyuyakalsa, onu rahatsız etmemek için elbisesinin kolunu kesmeyi yeğlerdi. Köpekler sahipsizdirler. Mahallelerde başıboş dolaşırlar, sokaklarda buldukları yiyeceklerle yaşarlar.

Ancak bir evin civarında yavrulamış bir köpek görürlerse, ona yiyecek birşeyler vermeyi sevap sayarlar. Kendi hem cinslerine karşı yapacakları bir yardımı bir hayvana yaptıklarını söyleyerek onların dikkatini çektiğim zaman bana, Cenabı Hakkın insanlara akıl verdiğini, ancak onların bu aklı iyi kullanmadıklarından başlarına felaket geldiğini, bu nedenle acımaya layık olmadıklarını söylüyorlar. Öte yandan hayvanların bazı içgüdüleri ve önsezilerinden başka bir şeyleri yoktur. Bunlar takip ederek yaşarlar. Bundan dolayı insanların sevecenliğine ve korumasına gereksinimleri vardır ve bunu hak ederler. Ìşte Türkler bu düşünceyle hayvanlara eziyet edilmesine ve onların bir tarafını keserek eğlenilmesine çok kızarlar. Venedikli bir kuyumcunun başına gelenler bu anlattıklarıma bir örnektir. Hikâye şöyle: Kuş tutmaya meraklı kuyumcunun tuttuğu kuşlar arasında rengi ve büyüklüğü bakımından kukumana benzeyen biri vardi. Hayvanın gagası pek küçük, buna karşın göğsü o kadar geniştiki, ağzını açtığı zaman bir insan yumruğu içine girebilirdi. Şakacı bir insan olan kuyumcu, bu tuhafğından dolayı kuşu kanatlarından gererek kapısına asmıştı. Ağzına da bir değnek koymak suretiyle açık tutuyordu.Evin önünden geçen Türkler hayvanı görüp canlı olduğunu anlayınca, haline acıdılar. Böyle zararsız bir kuşa eziyet etmenin cinayet olduğunu söyleyerek adamı evin-den dışarı çıkardılar. Yaka paça hakimin huzuruna getirdiler. Hakim ona ağır bir ceza vereceği sırada, Venedik Sefaretinden bir memur gelerek suçlunun kendisine teslimini talep etti. Kuyumcu, kendisini getiren Türklerin şiddetli itirazları arasmda hâkimin iyi kalpliliği sayesinde memura teslim edildi. Böylece kurtulmuş oldu. Ziyaretlerinden birinde bana başından geçen bu olayi anlatmış ve çok korktuğunu belirtmişti. Olay tuhafıma gitmişti. Kuşu da bir gün bana getirdi. Geceleri uçar, ineklerin memelerini ararmış. Eskiden keçi memesi emen kuş diye anlatılan hayvan bu olsa gerek. Bu anlattıklarım da Türklerin her türlü hayvana karşı besledikleri acıma duygularını göstermektedir. Bizim mahallenin civarında bir yerde gür yapraklı dallarnı çevreye yaymış büyük bir çınar ağacı var. Bazen, kuSçular, yanlarmda birçok küçük kuş olduğu halde bu çınar altına gelip oturuyorlar. Gelip geçenler de onlara para vererek kuşları alıyor ve azat ediyorlar. Serbest kalan kuşlar çogunlukla çınar yaprakları arasma konarak kanatlarını çırpıyor, sevinçle cıvıldaşıyorlar, adeta tutsaklıktan kurtulmalarının heyeca-nını yaşıyorlar. Onları serbest bırakmış olan Türkler de bu manzarayı görerek aralarında söyle konuşuyorlar: "Bak nasıl seviniyor, minnetlerini nasıl dile getiriyorlar."Belki bunlan duyunca "Tuhaf, Türklerin hepsi Pisagorcu mudurlar ki, bütün hayvanlar onlar için kutsal olsun, hayvan eti yemesinler?" diye bir soru aklınıza gelebilir. Aksine, onlar kendilerine ikram edilen kızarmış ya da haşlanmış etleri yemeyi reddetmezler. Ìnsanların hayvan eti yemesinin normal bir şey olduğunu kabul ederler. Ancak hayvanlara işkence edilmesine ve onların çektiği acıdan zevk alınmasına dayanamazlar. Cıvıltıları kırları dolduran küçücük kuşları öldürmek şöyle dursun, onları özgürlüklerinden yoksun edip kafeste beslemeye bile bir kısım Türkler asla razı olmazlar. Nadiren bazi kimseler kafeste tatlı sesli bülbüller besler ve bunlan kiraya verirler. Bazilan saka kuşlari gezdirirler. Bu kuşlar öyle terbiye edilir ki, bir evin penceresinden dışarıya uzatılmış bir parayı almaya çalışırlar, parayı elinde tutan adam buna izin vermezse onun eline konarlar, onunla birlikte odadan odaya dolaşarak parayı kapmaya uğraşırlar, alınca da geldikleri yoldan sahiplerine doğru uçmak isterler. Sahipleri bir çıngırakla onları çağırır, kuş parayı getirince kendir tohumu verilerek ödüllendirilir. Ve Türk Kadınları Türk kadınlarındaki yüksek ahlak seviyesinden de bir nebze söz etmek yerinde olacaktir. Karılarının iffeti Türkler için o kadar önemlidir ki hiçbir başka millette ona bu derece önem verildiğini göremezsiniz. Karılarının iffetini korumak için, güneş ışığının bile erişemeyeceği şekilde onları eve kapatırlar. Mecbur kalıp da bizzat sokağa çıktıkları zaman onları o örtülü ve kapalı haliyle bir hayalet sanmak mümkündür. İnsanlara keten veya ipek peçeler arkasından bakarlar, fakat kendi ciltlerinin en ufak bir kısmı dahi bir erkek tarafından görülemez. Birazcık güzelliği yahut gençliği olan bir kadının bile onu gören erkekte arzu uyandıracağı ve dolayisiyle ruhen kirleneceği düşünülür. Bunun için kadınlar erkeklerden tamamen uzak tutulur. Çocuklar ve kocaları dışında erkek olarak yalnız kardeşlerine görünmelerine izin vardır. Kocalarının kardeşlerine bile görünmezler. Zengin ve yüksek tabakaya mensup erkekler, evlenirlerken, karılarının evden dışarı ayak atmayacaklarına dair şart koşarlar. Hiçbir erkek veya kadının, en yakın akrabaları dahil, ne sebeple olursa olsun, onlari ziyaret etmelerine izin vermezler. Ana ve babalar bu yasağa dahil değildir. Bunlar bayramlarda kızlarını ziyaret edebilirler. Eğer evlenen kadın yüksek rütbeli bir kimsenin kızı ise veya normalden çok fazla çeyiz getirmişse, kocası karısına sadık kalmayı, hiçbir odalık almamayı taahhüt eder. Çünkü, Türk yasalarında bir erkeğin, karısından başka, dilediği kadar odalık almasnı engelleyecek hiçbir hüküm yoktur. Çocuklar da ister niklı karısından ister bir cariyeden doğmuş olsunlar, aralarında bir fark gözetilmez. Aynı haklara sahiptirler. Esir pazarından satın alınmak, ya da savaşta ele geçirilmek suretiyle elde edilen cariyelerden sahipleri bıktıkları zaman tekrar esir tüccarlarma götürüp satmakta serbesttirler. Ancak çocuk doğurmuş olanlar özgürlüklerine kavuşurlar. Süleyman’ın cariyesiyken ondan çocugu olan Roxalana da bir gelenekten yararlanıp tutsaklıktan kurtulmuştur. Eşitlik hakkına kavuşur kavuşmaz Süleyman ile her türlü ilişkisini kesmeye kalkışan Roxalana, onunla tekrar ilişkide bulunmak için nikâh yapılmasını şart koşuyordu. Bir cariye ile nikahlanmak Osmanlı Sultanlarının âdetlerine uygun değil idiyse de, Süleyman onu derin bir aşkla sevdiğinden, nikâhlı karısı olmasını sağladı.Nikâhli kadın ile cariye arasında, tek fark çeyizdir. Çünkü halayıkların hiçbirinin çeyizi yoktur. Evlenmek suretiyle kocasının evini idare etmek hakkına sahip olan kadın evdeki diğer kadınlar üzerinde hâkimiyet kurar, onları dilediği gibi ev işlerinde kullanır. Ancak koca evdeki cariyelerden biri veya karısı ile geceyi geçirme hususunda serbesttir. Ìsteğini karısma bildirmesi üzerine, karısı, istediği cariyeyi ona gönderir. Kocanın verdiği bu emre halayık herhalde nikâhli kadından daha fazla istek ve heyecanla uyar. Haftada bir gece özellikle tatil günü olan cuma gecesini koca, nikâhli karısına ayırmak zorundadır. Aksi halde kadının şikâyete hakkı olur. Türklerde birçok nedenlerden dolayı
karı koca arasmdaki evlilik sona erebilir.Bu konuda kocalara daha fazla hak tanınmıştır. Kadın, kendi kabahati yüzünden ayrılmamışsa, boşanma sonunda cihazi kendisine iade edilir. Ancak kadının kocasından isteği üzerine ayrılması oldukça zordur. Kocasının kendisine yeterli nafaka vermemesi ve ondan normal olmayan zevkler istemeye kalkışması boşanma nedenidir. Kadın bu durumda, hâkim huzuruna çıkarak kocasından ayrılma talep eder. Hâkim nedenini sorduğunda, kadın hiç konuşmadan ayağından pabucunu çıkarıp ters çevirerek yere koyar. Bu hareketi, kocasının kendisinden anormal zevkler istedigini anlatmak içindir.
Mevki ve servet sahibi erkekler erbezleri dumura ugratılmış ve cinsel uzuvları kesilmiş harem ağaları yönetiminde birçok cariyeden oluşan bir hareme sahiptirler. Bu harem ağalarının tenasül uzuvlarının kesilmesi cariyelere karşı cinsel istek duyup keyif için onlarla ilişkide bulunmalarını engellemek içindir.Türkler vücut temizliğine çok dikkat ederler. Kirli, pis olanlardan tiksinirler, vücut pisliği onların gözünde ruhun pisliğinden daha fenadir. Bundan dolayı sık sık yıkanırlar. Kibar evlerinde hamamlar vardır. Evlerinde hamamı bulunmayan diğer orta tabakaya mensup Türkler genel hamamlara giderler. Kadınların çoğu genel kadın hamamlarına gittikleri için buralarda halayıklar, hür kadınlar, dünyamın çeşitli yerlerinden kısmetlerini aramaya getirilmiş çok
genç ve güzel kızlar toplanırlar. Bazı erkekler karılarını genel hamamlara yollamak istemezler. Ama onları zorlayamazlar.Çünkü gelenekler kadınlara bu hakkı tanımıştır. Yine de bu gibi haller, aşağı tabaka arasında meydana geliyor. Çünkü dediğim gibi, zenginler kendi evlerindeki hamamlarda yıkanır.

Web Tasarım Ankara, Web Tasarımı Ankara
keçiören düğün salonu keçiören toplantı salonu keçiören düğün salonları ankara düğün salonu keçiören nikah salonu ray dolap ankara mutfak dolabı ankara banyo dolabı ankara vestiyer ankara duvar ünitesi ankara gardrop ankara tv ünitesi ankara vestiyer duvar ünitesi tv ünitesi gardrop mobilya mobilya ankara bamya çorbası etli ekmek mevlana pide bıçak arası konya tandır kuzu tandır fotokopi makinası fotokopi web tasarımı ankara tercüme büroları tercüme ankara tercüme simultane tercüme yapı denetim firması fotokopi makinası kiralama fotokopi makinası satışı fotokopi makinası tamiri maurers orjinal maurers meksika biber hapı biber hapı acı biber hapı