Duyurular : Türk Demokrasi Vakfı Web Sitesine Hoş Geldiniz! ... Web Sitemiz Test Yayınındadır. ... Lütfen Canlı Yayın Planformu Uygulamamızı İnceleyiniz. ...

Ay Işığında İstanbul

Otomobilimiz, gecenin karanlığına bazen kapkara gözüken, bazen de ay ışığıyla hafifçe aydınlanan sokaklarda, sanki yanını yöresini yoklamak istiyormuş gibi ihtiyatla ilerliyordu. Çini mürekkeple ve zamklı suluboya ile parlatılmış da olsa, bu birbirine zıt görüntüleri kolay kolay meydana getirmek mümkün olamazdı. Ay ışığı hiçbir zaman göz kamaştıracak kadar parlak olamaz ama, yine de zaman zaman günümüze yakın bir görüntü sağlıyordu. Yol boyunca solda, kendilerine özgü yapıları içinde, bin bir güzellikle karşılaşıyorduk. Zamanla tahtalarını kurtların kemirmiş olduğu belli olan eski ve çok pencereli, sımsıkı kafeslerle örtülü konaklar, taşları insanın içine hüzün verici bir şekilde yana yıkılmış eski zamanlara ait mezarlar, bunlarm kimisinde yer yer yanan, kiminde yeni sönmüş oldukları belli fenerler. Eski oldukları belli, fakat ne zaman yapılmış olduklarını en yaşlı Türklerin bile kestiremeyecekleri; Konstantin zamanından mı, Theodose zamanından mı, Fatih Sultan Mehmet zamanından mı kalma olduklarını söyleyemeyecekleri yüzyıllık duvarların kalıntıları. İşte bütün bunlar da sanki bizimle birlikte ilerliyor; bize birer düş gibi görünüyor, şurada burada zaman zaman yitip ileride başka bir yerde yeniden önümüze çıkıyordu.

Karanlıklar içinde yükselen bu kentin görüntüsü, insana bütünüyle ölmüş duygusunu veriyordu. Çok eski ve artık gerçekten var olduğu sanılmayan koca bir kentin kendisine özgü görüntüsüydü bu. İstanbul, yalnız genişliği, nüfusunun yoğunluğu, zenginlikleri, ihtişamı ve kudreti ile büyük değildi. O, eski ve köklü bir uygarlığın verdiği kendine güvenle, eski ve soylu ruhuyla, enerji ve cesaretiyle de gelişkin, değişik ve büyüktü. Bütün bunlar çevreden, içlerinde milyonların uyumakta oldukları mezarlardan ve içlerinde hâlâ milyonların yaşamakta oldukları eski konaklardan sezinleniyordu. Yaşmi kestirmek imkansiz denilebilecek kadar eski ve otomobilin önüne çıkan bir kedinin zıplayarak kaçışı olmasa insanı şaşırtacak kadar ölü gözüken İstanbul gittikçe büyüyor, ölçüsü ve sınırları genişleyip yayılıyordu. Sık sık raslanan yalın yapılı evlerin arasından bazen birden göze çarpan uyumlu güzel yapılar fark ediliyordu. İnsana öyle geliyor ki İstanbul yalnızca bir camiler, türbeler, saraylar kentidir. Tabii camiler ve türbeler, saraylardan, konaklardan bile fazla olmak koşuluyla...

Harem-Fethiye'nin kapalı dehlizi, Müslümanların hiçbir tartışma kabul etmeyecek kadar soylu, çok güzel bir tapınak avlusudur. Kapılarının bronz parmaklıkları arasından içerideki çeşme, yüzyıllar görmüş servi ağaçları, ay ışığının, üstünde siyahlı beyazlı mozayikler çizdiği mermer döşeme görünüyordu. Bu avlunun ve yanlarını çevreleyen kemerlerin keskin ve yalın çizgileri, en yüksek duvarları bile aşan uzun servi ağaçlarının tepeleri, sonra bu tepeleri de çok daha fazla aşan sivri uçlu minareler, gözlerin önüne kusursuz bir ölçü seriyordu. Burası öylesine yalın ve ağırbaşlıydı kı, sanki her haliyle, kendisini yaptırmış olan Fatih Sultan Mehmet'i temsil ediyordu.

Daha ilerilerde Süleymaniye Camii yükseliyordu. Bu cami, Türklerin: "Kanuni Sultan Süleyman", Fransızların ise "Muhteşem Süleyman" diye andıkları, Birinci François'nın dostu ve onu Charles Quinte'e karşı koruyup savunmayı üzerine alan ünlü padi,sah tarafından yaptırımıştır. Ay ışığında, geniş bir düzlüğün kenarında kuruluydu. Büyük kapıları bulunan dört geniş ve yayvan duvar arasında, insanı derin duygu ve düşüncelere salan, ihtişamlı bir görünüşü vardı. Şerefeleri işlemeli dört uzun minaresi, alımlı biçimleriyle, gökyüzüne yükseliyordu.
Daha ötede, eski Serasker Kapısı'nın adeta kaybolduğu büyük meydanın öte yanında başka bir cami vardı: İstanbul'daki güvercinlerin, bunca cami arasında, en çok sevip seçtikleri Beyazıt Camii'ydi bu. Ağartılmış gümüş rengine çalan bu cami, yanında yöresinde birbirine girmiş yüzyıllık ağaçların gölgesinde, çevresine yayılmış bulunan türbe ve mezarlarla, çok eski zamanları hatırlatmaktaydı.

Araba ilerledikçe kapkara ve karanlık, iğri büğrü sokaklara giriliyordu. Sokakların iki yanında tahtaları eskimiş, aşınmış, kirlenmiş eski evlerin varlığı hissedilmekle birlikte, yine de o zifir gibi kalabalığın içinde, gerçekten var olup olmadıklarında insan kararsız kalıyordu. İlerledik. Birdenbire karşımıza dikdörtgen bir açıklık çıktı. Öylesine geniş bir yer ki buraya meydan değil de bir ova demek bile mümkündü. Yanda yörede bahçelere de rastlanıyordu. Uzaklarda dizi dizi sıralanmış biçimde sütunlar göze çarpıyordu. Çarpıyordu diyorum, çünkü ay artık bütün bulut engellerinden kurtulmuş olarak ortalığı ışığa boğarken, bahçelerdeki çiçekler bile teker teker belli oluyordu. Gökyüzünün süt beyaz fonunda, piramit biçiminde üst üste yığılmış kubbeleriyle, İstanbul camilerinin en güzeli olan Sultanahmet, altı minaresinin resmi çok yükseklere çizilmiş gibi öyle duruyordu...

Duvarların gümüşsi renk mermerleri, kemerler, minareler -ay ışığının yansıyışına göre- bazen kar gibi beyaz olarak görünüyor, bazen de kara, kurum gibi bir renge bürünüyordu. Üzüm salkımını andıran kubbeler yığınının bir araya gelişi de -yine ay ışığının ayın oyunlarıyla- yer yer gölgelenmekte, yer yer aydınlanmaktaydı. Böylelikle renkten renge giren, alacalanan cami, sanki taştan yapılmış bir gerçek olmaktan çıkıyor, adeta periler dünyasının bir barınağıymış görüntüsüne bürünüyordu. Öylesine hayalleşiyordu ki hatta buna çini mürekkebiyle yapılarak, zamklı suluboya ile tamamlanmış bir tablo bile denilemezdi; yalnız suluboyayla fırça sürülmüş, tanrısal bir saflığa sahip bir desendi bu. Her kubbenin tam tepesinde büyük, kalın bir mızrak yükseliyor ve onun ucunda da yaldızlı bir hilal yer alıyordu. Ve ay, bütün bu parlak madeni süslerin üstüne, güneşinkine yakın pırıltılarla ışınlar serpmekteydi...

Web Tasarım Ankara, Web Tasarımı Ankara
keçiören düğün salonu keçiören toplantı salonu keçiören düğün salonları ankara düğün salonu keçiören nikah salonu ray dolap ankara mutfak dolabı ankara banyo dolabı ankara vestiyer ankara duvar ünitesi ankara gardrop ankara tv ünitesi ankara vestiyer duvar ünitesi tv ünitesi gardrop mobilya mobilya ankara bamya çorbası etli ekmek mevlana pide bıçak arası konya tandır kuzu tandır fotokopi makinası fotokopi web tasarımı ankara tercüme büroları tercüme ankara tercüme simultane tercüme fotokopi makinası kiralama fotokopi makinası satışı fotokopi makinası tamiri