Duyurular : Türk Demokrasi Vakfı Web Sitesine Hoş Geldiniz! ... Web Sitemiz Test Yayınındadır. ... Lütfen Canlı Yayın Planformu Uygulamamızı İnceleyiniz. ...

Ordu

Osmanlı Ordusu, kuruluşundan Yirminci yüzyılın başına kadar kara ve deniz kuvvetleri olmak üzere teşkilatlanmıştı. Hava kuvvetleri, 1909-1910 yıllarında Avrupa ordu teşkilatına girmesiyle, 1912’de de Osmanlı İmparatorluğunda kuruldu.

Merkezi Güçlerİ Yeniçeriler ve “Babuali Birlikleri”

Kapıkulları:
Bu birliklerin komutanlığı ve önemli bir bölümü, başkentte, sultanın yakınında yerleşmiştir. Osmanlı ordusunun bu temel parçasıi sürekli bir milistir; devşirme kadroları içinden alınır ve gümüş olarak aylığı, devlet giderlerinin belli başlı kalemlerinden birini temsil eder: 1527'de %. 31;1567'de % 42'dir. bu. Bu anlamda, mevsimlik olarak seferber edilen ve ülke düzeyinde vergi ayrıcılıklarına göre sağlanan eyalet güçlerinden, tımarlardan farklıdır. .

Ordunun en kalabalık öğesi olmasalar da, kapıkulları yüreğidir onun; en "mesleki", en iyi talim görüp donanmış öğesi; Batılı gözlemcileri en çok etkileyen de odur. Bu gözlemcilerin gözünde, Avrupalı hükümdarların bir eşine sahip olmaktan uzak bulundukları askerî ülkünün bir türüdür bunlar. Bu seçkinler, bir piyade, ünlü yeniçeriler ve daha da yüksek bir saygınlığa sahip olan birçok süvari birliklerinden oluşur.

Bununla beraber, yeniçerilerle süvari arasında mutlak bir ayrılık olmadığı gibi, "Kapıkulları" ile tımarlılar arasında da yoktur: Kendini gösteren bir yeniçeri kendi birliğinin içinde yükselebilir, ya da süvari birliklerinden birine geçebilir, ya da
dahası bir tımar elde eder. Buna karşılık, bir tımarlı yeniçeri olamaz.

Süleyman zamanında yeniçeri topluluğu (ocak), üç birlik'ten oluşmaktadır. Başlardaki yayalarla cemaatin oluşturduğu çekirdeğe, II. Mehmnet, kendisine kişisel muhafızlık hizmeti gören sekban (ya da seymen) birliklerini eklemişti ve II. Bayezıd da, ağa bölükleri denen birlikleri katmıştı aralarına. Yeniçerilerin toplam mevcudu, II. Bayezit'le I. Selim'in saltanatları arasında bir parça artmışa benzer. Bu mevcudu,1496'da Venedik balyosu Sagudino 8.000 olarak kestirirse de, 1503'te 6.606'dir ve 1514'te 10.156'ya ulaşır. Buna karşılık, 1527'de, 7.886 kişi olduklarına göre, Süleyman'ın saltanatının başlarında bu mevcut azalmıştır; bu, "Şimdi Türklerin elinde onlardan eskisi kadar olmadığını duyuyorum" diyen Spandugino'nun sözlerini doğruluyor. Öyle de olsa, bu, rakamlar sonraki yıllarda yükselecek ve Süleyman'ın saltanatının geri kalan süresinde 12.000 dolayında kararlılık kazanacaktır. Devlet maliyesi için pek önemli etkileri olan yeniçeri sayısındaki artış, ancak ondan sonra başlayacaktır: III. Murat zamanında, 1595'te 26.000 olacak ve 1598'den başlayarak da 35.000'e yükselecektir.

Yukarda söylediğimiz üç birlik, daha küçük birliklere (bölük, orta) bölünmüştür ve her biri kendi mutfağının parasını kendisi verir ve bu mutfağa da bir "çorba dağıtıcısı" (çorbacı) bakar. Cemaat ve yaya birliklerinin -sayıları 101 olan- başlarına aynı zamanda yayabaşı ya da serpiyade de denmektedir; sekban birliğinin başları ise yayabaşı ya da subaşıdır. Her birlikte, başkana yardım eden bir oda kethüdasa ("ağa bölükleri"nde baş odabaşı diye adlandırılıyor) ile, odabaşlar vardır.

Yeniçeri birliklerinin başında güçlü yeniçeri ağası bulunur; sultanm bir kuludur bu ve doğrudan ona bağlıdır: Divanını oluşturan birçok görevli vardır yanında. Bunlar da, 34 sekban birliğinin komutanı sekbanbaşı kendi birliğinin başı ve savaşta yeniçeri ağasının yardımcısı savaşta yeniçerilerin asıl şefi olan, kulkethüdası ya da kethüdabey; cemaatin hem piyade hem de süvarilerden oluşan- 64'üncü birliğinin başı zağarcıbaşı, herbiri cemaat'in 71 ve 68'inci birliklerinin başı olan samsoncubaşı ile turnacıbaşı; ağa bölüklerinden beşincisinin başı, emir götürmekle yükümlü çavuşların başı ve kethüdabey'in gerektiğinde yerini alan başçavuş; ağa bölüklerinden birinin başı özellikle onunla imparatorluk muhzirağa; son olarak, kethüdabeyin yokluğunda onun yerine geçen yardımcısı, kethüdayeri.

Yeniçeriler:
Sultanın köleleri olan yeniçeriler, mutlak bir bağımlılık ve disiplin anlayışı içinde tutulurlar. Suç işlendiğinde dayakla cezalandırılırlar; ya da eyaley kalelerinde sırdan bir göreve getirilirler, ya da gerektiğinde ölüme mahkûm edilir. Yeniçerilerin, evlenme hakkı yoktur başlarda. Bu yasağın I. Selim zamanında ortdan kaldırılması, yeniçeri ordusunun gelişiminde önemli bir aşamayı işaret eder. Başlarda, düzenli talim gören bu askerlerin yeinliği, yay, kılıç, ok, balta gibi geleneksel silahların kullanılışındakendini gösteriyordu. XVI. yüzyılın başlarından başlayarakarkebüzü (tüfenk) kabul ederler. Savaş alanında, mevcudun merkezinde, sultanın önünde, dokuz sıra halinde savaşırlar; her bir sıra, atışını yaptıktan sonra, bir dönüş hareketiyle yerini bir sonraki sıraya bırakıyordu. Yürüyüşlerde, gece gündüz sultanı çevirir ve korurlardı. Her türlü durumda, -60’ıncıdan 63’ncüye değin- dört cemaat bölüğünden olup, solak diye adlandırılanlar, daha da özel olarak Sultanın korunması ile görevlidirler.

Yeniçerilerin diğer görevleri arasında başkentte kamu düzenini sağlamak ve yangına karşı mücadelenin yanında divanında korunması vardır. Öte yandan, içlerinden bir bölümü, onların bulunmasını isteyen sınır kalelerine sırayla gönderilirler. Bu durumda onların her zamanki aylığına bir tazminat (nafaka) eklenir. 1547’de kayıtlı 12.131 yeniçeriden 4648’i, çeşitli on sekiz kaleye gönderilmişlerdi. Ayrıca, deniz seferlerinde deniz birliklerine katılan başka yeniçeriler vardır. Ücretler, her üç ayda bir, hem de divan önünde törenle ödenir. Yeniçerilerin ücretleri, günlük 2 ile 8 akçe arasında değişmektedir.
Ayrıca, her birine yılda giyim için iki parça Selanik kumaşı düşmektedir. Yaşlılar, emekli aylığı alırlar. Ne varki, gücünün bilincinde ve bir meslek dayanışması ile çoşkulu olan Yeniçeriler, para değerindeki değişmeler ya da devlet vergilerinin toplanma takvimi olan güneş takvimi ile giderlerde bulunduğu güneş takvimi arasındaki mesafenin ağırlaştırdığı ödeme gecikmelerinden doğan kazanç eksikliğine karşı kızgınlığını göstermekte gecikmedi.

Aynı zamanda isteklerini artırmakta da çabuk davrandı: II.Mehmet'in saltanatından başlayarak, "cülus-u hümayun bahşişi" âdet olup çıktı; yeniçeri başına 3.000 akçe olarak saptanan miktar, kapıkullarınkinden yüksekti. II. Selim’in bundan sıyrılma girişiminin boşa çıktığını gördük. Sultanlar, ilk askeri seferleri vesilesiyle ödenen sefer bahşişi denen kattılar buna; bu bahşişler, savaş ya da barış zamanlarında başka bahşiş durumları göz önünde tutmuyordu. Bu baskı grubunun, tahta aday olanlar arasındaki rekabetlerde ve bu
yalan hoşnutsuz kılma tehlikesini yaratacak olan iktidarda bulunanların davranışı üzerindeki etkisi vardır. Yeniçerilerin cesareti, Süleyman'in halefleri zamanında daha
da artacak ve 1622'de II. Osman'ın öldürülmesi olayında olduğu gibi, silahlarını kendi padişahlarına çevirmeye kadar varacaktır. Yeniçerilerin bu ayaklanmalarına karşı II. Mahmut tarafından “Vaka-ı Hayriyye (Hayırlı Olay)” ile kaldırıldı.


Topçular:
Topçular, iki tür öğeyi içine alıyor: Haftada iki kez atış talimi yapan top atıcılarla, başlarında bir dökmecinin bulunduğu top dökücüler. Bu sonuncular, top yapımı ve onarımına giren bütün uzmanlıkları bir araya getirmekte ve çeşitli tipte toplar üretmektedirler: Bazilika (bacaluşka) ile hafif toplar (darbzen) gibi iri araçlar ya da pranki, şayka ve şakaloz gibi daha hafif araçlar. Bir topçubaşı, bütün birliğe komutanlık etmektedir; bir yardımcısı ve dökmecibaşı da kendisine yardım etmektedir.

Osmanlı ordusunda XIV. yüzyılın sonlarından başlayarak bulunan topçuluğu, II. Mehmet geliştirip örgütledi ve yeni başkentini; gelecekte Kılıç Ali Paşa camisinin bulunacağı yerde, bir top dökümyeri (tophane) ile donattı.1514 yılında, topçuların sayısı 348 idi ve Spandugino'ya inanmak gerekirse, bir yüz kadar Hiristiyan vardı aralarında.

Ne var ki, Osmanlı topçuluğu, Süleyman döneminde doruğuna varır. Topçuluğun, bütün tarihi boyunca, teknik ve nicel olarak düşman karşısında en iyi durumda bulunduğu dönem bu dönemdir. Tophane'deki fabrika genişletildi ve başkent dökümcüleri, harekâtın gerektirdiği topların ve güllelerin dökümünü yönelymek amacıyla sınır kalelerine ya da maden ocaklarına sık sık yollandılar.

Cebeciler :

XV. yüzyılda kurulmuştur. Çeşitli silahların yapımı ve bakımını sağlar. Yaylar, oklar, kılıçlar, mızraklar, tüfekler, kalkanlar ve zırhlı başlıklardır bunlar. Birliğin yönetiminde, bir başı silahçı ve dört de yardımcısı vardır.

Uzman bölüklere bölünmüş mevcut, XVI. yüzyıl boyunca sürekli artar:1502'de 304,1504'te 368,1514'te 451,1527.'de 524,1567'de 789 kişi olur. Süleyman, iki uzman bölük daha katar: Kazmacılar (lağımcılar) ile bombalayıcılar (humbaracılar).

Yeniçeriler ve teknik birliklere ek olarak, her biri bir ağanın komutasındaki atlı süvari bölüğü, Babiâli'nin: ikinci büyük birlikler topluluğunu oluşturur: İçlerine katılan sultanın kulları, eski iç oğlanlar ya da parlak başarıların sahibi eski yeniçeriler olduğuna göre, bir seçkinler zümresindendir. Bu insanlar, yeniçerilerden daha erken evlenme hakkını elde ettikleri için, oğulları da birliğe kabul edilir. Bu süvarilerden her biri, kendi ceplerinden bir yardımcı tutarlar ki onlar da süvaridir. Sefer dışında, bu birlikler; atları için gerekli çayırların bulunduğu, İstanbul, Edirne ve Bursa dolaylarına dağılırlar. Bu birliklerin başında kethüdayeri adı verilen ikinci başkanlar bulunur. Böylece, onlardan ancak küçük bir bölümü başkentte (Süleymaniye camisinin dolaylarıyla, Çemberlitaş mahallesinde) kalırlar.

Bu altı bölük arasında sert bir hiyerarşi vardır; görevinin koşma ve aylıkların miktarı, her birinin saygınlık derecesine göre değişir.

Ön sıra, "sipahi oğulları"na (sipahi-oğlan ya da ebnâ-i sipahîyan) ayrılmıştır. Jean de Vega,1538'de onlar hakkında şunu söylüyor: "Daha iyi giyinmiş ve en güzel atlara binmişlerdir ve bilgiyle erdemlerine göre; görevlerindeki saygınlıkları da her gün yükselir." Öncelikleri yüzünden; sultanın sağında yol alırlar. Spandugino'ya göre, sayıları II. Bayezıt zamanında artmıştı.1514'te 1.630 kişiydiler; Süleyman'ın saltanatın başlarında 1.933; bu saltanatın sonlarında 3.124 kişi olacaklardır.

Arkalarından "kılıç taşıyıcılar" (silahtar) gelir ve sultanın solunda giderler.1514'te 1.800,1527'de 1.593 ve 1567'de 2.785 kişiydiler. "Aylık taşıyıcılar" (ulufeci) diye adlandırılan üçüncü birlikten olanlar ikiye ayrılmışlardı: Sayıları biraz daha fazla olup sipahi oğlanlarının sağında giden "sağ ulufeciler" ile, silahtarın solunda giden "sol ulufeciler". Sefer sırasında, onların görevlerinden biri, sultanın hazinesine göz kulak olmaktır. Toplam sayılan 1514'te 1.096, 1527'de 1.087 ve 1567'de 2.546'ya ulaşıyordu.

Kendilerine "yabancı" (gurebâ) adı verilen dördüncü birlikten süvariler de, "sağ birlik" ve "sol birlik" diye ayrılmışlardı; bu sonuncusu, biraz daha kalabalıktı. Toplam olarak,1514'te 790,1527'de 415 ve Süleyman'ın saltanatının sonlarında 2.589 kişiydiler.

Savaş sırasında, bütün bu süvarilerin görevi, yeniçerilerin kanatlarını korumaktı. Öte yandan, sipahi oğlanlar ve silahtarlar, nöbetleşe padişah çadırını korurlardı. Son olarak, sultan, emir subayı olarak kullanmak üzere, en eskiler arasından 300 süvari seçip alıyordu. Barış zamanında, sarayın bu eski mensupları, başka bütün görevlerde kullanılıyorlardı: Vergi tahsildarlığı, kira getiren çiftlik yöneticiliği, vakıf idareciliği gibi mali görevlerde yer aldıkları görülüyor. Ayrıca, para ya da idam edilmiş ayaklanmacıların kellelerini taşıma gibi güven isteyen görevlerle görevlendirildikleri oluyordu.


Eyalet Askerleri:

Sipahiler:

Osmanlı Ordusunun en kalabalık bölümüdür. Bunlara müstahkem mevkiilerin birlikleriyle, başka çeşitli yardımcı birlikler eklenmiştir.
birlikleriyle, başka çeşitli yardımcı birlikler eklenmiştir: Bu sonuncular, birbirinden farklı durumdaki askerî ya da ordu disiplin ve yapısındaki özellikleri taşıyan birliklerdir; halkın geniş katmanları, onlar aracılığıyla, az çok doğrudan bir biçimde savaşa ortak edilmiş durumdadır.

Daha önce de yollamada bulunduğumuz tımar kurumu, imparatorluğun askerî, aynı zamanda sosyal-ekonomik sisteminin temellerinden biri olarak görülmüştür o devirde. Kurum, ilkesi bakımından, daha önceki ya da o çağdaki yığınla devletin duyduğu bir genel gereksinmeye yanıt verir: Bu da, parasal olanakların sınırlı olduğu ve mali örgütlenişin, üreticiler üzerine konan vergilerin hepsini toplayacak denli gelişmediği bir sırada, büyük bir orduyu kurup sürdürme gereksinmesidir. Ortaçag Bati'sındaki fiefler, böylesi bir duruma yanıt vermişlerdir başlarda. Ne var ki, toprak vererek bir hizmeti dağıtma genel ilkesine ortaklara sahip devletlerin uyguladıkları çeşitli çözümler arasında, tımar, özgün nitelikler gösteriyor; Osmanlıların, İslam mirasından ve daha da doğrudan olarak, Bizans'tan aldıklan ne olursa olsun, böyle. Bu nitelikler, bölgelere ve dönemlere göre az buçuk değişti. Burada incelenecek olan Süleyman'ın dönemindeki türden Osmanlı tımarıdır.

Tımar, gerçek anlamıyla bir taşınmaz mülkün devri değil, bir mali devrediştir: Sultan, bir kişiye, bir ya da birçok köyü, yada köyün bölümlerini verdiğinde, ne bir toprağı ne de ona bağlı köylüleri devretmiştir; o kişiye devrettiği, köylülerden alınacak öşür ve öteki nakdi ve ayni vergilerdir. Bıraktığı mali vergiler, öte yandan en azından yüksek mevkilerdeki görevlilere verilen önemli timarlar örneğinde olduğu gibi, kent kökenli de olabilirler böylece. Bu koşullarda, tımar sistemi aracılığıyla, Hazine gelirlerinin bir bölümü ona kadar erişmez, kaynakta özel kişilere doğru çevrilmiş olur.

Tımar; ilke olarak, yaşam boyunca verilmiş, değildir; haydi haydi, babadan oğula geçsin diye de. Tımarı elinde bulundurma, bir hizmeti yerine getirme ile -sıkı sıkıya-kayıtlanmıştır. Sivil ya da dinsel nitelikte olabilir bu hizmet, ne var ki çoğu kez askerîdir. Sistem, sipahileri ve -aynı zamanda eyalet kadrolarını sağlayan- sipahinin görevlilerini besleyip bakmayı amaç edinmiştir her şeyden önce. Kale garnizonları ile yardımcı öğelerin bir bölümünün de ücretleri bu yolla sağlanır. Tımarın bu koşullu niteliği, mülk haline gelen Batı fiefinden açıkça ayırır onu, bunun gibi, Osmanlı sistemi, feodal düzenin özündeki o piramit yapıyla ve vasallik bağlarıyla da hiçbir benzerlik göstermez.

Hizmet yerine getirilmediğinde ya da yetersiz biçimde sağlandığında, aykırı davranan arpalığını kaybeder; başka yaptırımlar da cabasıdır. Tersine yeteneklerini ortaya koyan kişi ise, tımarına ek olarak başka şeyler de (terakki) elde eder.
Tımar sistemi, devletin, mali gelirler hakkında, nereden ne kadar isteneceğini kestirebilmek için, bilgilendirilmesini gerektiriyordu; köy ya da kent, her yerleşim biriminden bekleniyordu bu. Büyük sayım etkinlikleri ile, onların sonuçlarını saptayan defterlerin konusu buydu.





EYALET ÖRGÜTLERİ:

XVI. yüzyıldan başlayarak devletin topraklarının genişlemesi, eylaetleirn kurulmasını ve merkezi iktidarca yetkilendirilmiş yöneticilerin atanmasını gerektirmişti. Bu eyaletlerin örgütü, daha önce de belirttiğimiz gibi, tımarlı ordunun örgütüyle iç içedir.

Bir eyaletin valisi, orduyu toplanma yerine götüren ve tımarlı sipahilere aynı eyalette komutanlık eden askeri baştır. Beylerbeylerine bırakılmış yüksek düzeyde bölgeler beylerbeyilik (ya da 1590’dan sonra eyalet) olarak adlandırılır. Anadolu ve Rumeli beylerbeyliği diye sayıları ikiyken, ülkenin genişlemeinin yanı sıra bu eyaletlerin stratejik gereklerle dağılımı ve parçalanışı nedeniyle arttılar daha sonra. Süleyman’ın saltanatının ilk yıllarında sekiz beylerbeyilik vardır; 1544’te on bire çıkar ve aynı saltanatın sonraında aşağı yukarı kararlılık kazanıp bir yirmi kadar olur. XVII. yüzyılın başlarında otuz ikiye yükselmiştir.




DONANMA:

Osmanlı Donanması, Karesi, Menteşe, Aydın gibi denizci beyliklerin hâkimiyet altına alınmasıyla sahip olunan gemi ve personeliyle kuruldu. İlk zamanlarda Karamürsel, Edincik ve İzmit'teki gemi inşa tezgâhları, Sultan Birinci Bâyezîd Hân (1386-1402) zamanında. Gelibolu, Sultan Birinci Selim Hân (1512-1520) zamanında Haliç, Sultan Birinci Süleyman Hân (1520-1566) zamanında Süveyş ve zamanla Ruscuk, Birecik tersaneleri kuruldu. .Bu tersanelerde kürekli ve yelkenli gemiler imâl ediliyordu.

Buharlı gemilerin keşfiyle 1827'de donanma, (Buğu) denilen bu gemilerle de donatılmıştır. Kürekli gemi çeşitleri; Uçurma, Varna Beş Çiftleri, Karamürsel, Aktarma, Üstü Açık, Çete Kayığı, Brolik, Celiyye, Çamlıca, Şayka, Firkate, Mavna, Kadırga kullanıldı.

Yelkenli gemi çeşitlerinden de; Ateş, Ağrıpar, Barça, Brik, Uskuna, Korvet, Kalyon, Firkateyn, Kapak, Üç Ambarlı kullanıldı. Donanma-i Hümayûn'un başı 1867 yılına kadar Kaptan-i Derya, bu tarihten sonra da Bahriye Nâzırı'dir. Osmanlı Donanması, muazzam teşkilâtı; kuvvetli harb filosu, cesur, üstün kâbiliyetli kaptan ve levendleriyle Karadeniz, Ege Denizi, Akdeniz, Kızıldeniz'e hâkim olup, Hind ve Atlas Okyanuslarına Osmanlı sancağı ile arması'nı dalgalandırıp temsil ediyorlardı. Osmanlı Donanması'nın 27 Eylül 1538 tarihinde müttefik Avrupa devlet ve kavimlerinden meydana gelen Haçlı Donanması'na karşı kazandığı Preveze, Deniz Zaferi, bugün de (Deniz Kuvvetleri günü) olarak kabûl edilmektedir.




OSMANLI ORDUSUNDA KULLANILAN SİLAHLAR:

Osmanlı Ordusu'nda ateşsiz, ateşli, koruyucu silâhlar kullanılmaktaydı.

Ateşsiz silâhlar: Kılıç, Ok, Sapan, Bozdoğan ve Topuz da denilen Gürz, Kamçı, Döğen,
Balta, Meç, Şimşir, Gaddara, Yatağan, Hançer, Kama, Mızrak, Cirit, Kantariye, Kastaniçe, Süngü, Zıpkın, Tırpan, Çatal, Halbart, Mancınık, Müteharrik Kule.

Ateşli Silâhlar: Sayka, Zarbazen, Miyane Zarbazen, Şahî Zarbazen, Şakloz; Drankı, Bedoluşka, Marten, Ejderhan, Kolonborna, Miyane, Balyemez çeşitleri kullanılan Top, Sişhaneli Karabina, Çakmaklı, Fitilli çeşitleriyle Tüfek, Tabanca.

Koruyucu Silâhlardan da; Zırh, Karakal, Miğfer, Kalkan kullanılırdı.





Ordu-yu Hümayûn'daki 1839 Tanzimat ilânına kadar mülkî vazifeleri de olan askerî rütbeler şunlardır:

Sadaret, Vezir, Beylerbeyi, Ülâ, Sancak Beyi, Alaybeyi, Kaymakam, Binbaşı, Sağkolağası, Yüzbaşı, Mülâzım-ı evvel, Mülâzım-ı sânî; Zâbıt vekili, Başçavuş, Onbaşı, Nefer. Son devir askeri rütbeler ve ikinci Abdülhamid Hân (1876-1909) zamanında, 1900'de subay maaşları: Müşîr (Mareşal) ikiyüzelli altın, Ferik (Korgeneral) yüz altın, Mirliva (Tümgeneral) altmış altın; Miralay (Albay) yirmibeş altın, Kaymakam (Yarbay) onsekiz altın, Binbaşı oniki altın, Kolağası (Kıdemli Yüzbaşı) on altın, Yüzbaşı beş altın, Mülâzim-i Evvel (üsteğmen) ikibuçuk altın, Mülâzım-ı Sâni (Teğmen) iki altın, Nefer (Er) bir mecidiye (bir altının beşte biri). Bu maaşlar net ve kesintisiz olup, her ay da ihsân-i şahâne'(padişah hediyesi) alan pek çok subay vardı.

Web Tasarım Ankara, Web Tasarımı Ankara
keçiören düğün salonu keçiören toplantı salonu keçiören düğün salonları ankara düğün salonu keçiören nikah salonu ray dolap ankara mutfak dolabı ankara banyo dolabı ankara vestiyer ankara duvar ünitesi ankara gardrop ankara tv ünitesi ankara vestiyer duvar ünitesi tv ünitesi gardrop mobilya mobilya ankara bamya çorbası etli ekmek mevlana pide bıçak arası konya tandır kuzu tandır fotokopi makinası fotokopi web tasarımı ankara tercüme büroları tercüme ankara tercüme simultane tercüme yapı denetim firması fotokopi makinası kiralama fotokopi makinası satışı fotokopi makinası tamiri maurers orjinal maurers meksika biber hapı biber hapı acı biber hapı