Duyurular : Türk Demokrasi Vakfı Web Sitesine Hoş Geldiniz! ... Web Sitemiz Test Yayınındadır. ... Lütfen Canlı Yayın Planformu Uygulamamızı İnceleyiniz. ...

EDEBİYAT

Osmanlı Edebiyatı Türklük’ün en büyük yazı dilidir ve eserlerini kesintisiz vermiş, tesiri bütün Türk illerinde her zaman varlığını korumuştur. Bunun yanında Osmanlı şairleri, diğer Türk illeri ile irtibatı kesmemek garyeti ve düşüncesine binaen Doğu Türkçesi ile şiirler de yazmışlardır. En dünyasal eserlerine varıncağa değin tipik bir İslami Edebiyattır. Eegemen esinleniş dinsel olma da, dile getirilişte sürekli İslama yollamalarda bulunulur.

Saray, şiirin ayrıcalıklı ortamıdır. Hemen bütün sultanlar, kendilerini şiir yazmaya adamışlardır ve kimi zaman büyük bir yetenekle yaparla bunu. Şiir, sultanın haremiyle aristokrasi arasında da gözdedir; onlardan da bu işe kendini verenler vardır. Eyaletlerdekibüyük kentlerdei Bursa ve Edirne gibi eski başkentlerde, ya da 1534’te fethedilen Bağdat’ta bile, başka türlere de şiir egemendir.

Osmanlı sarayının şarilerinin hepsi de medreselerde verilen –yüksek düzeydeki- klasik eğitimden geçmişlerdir. Arapçayı ve Farsçayı iyi bilirler ve Arap-Fars edebiyat kültürüyle iç içedirler. Zengin Arap ve Fars sözlüklerinden yola çıkarak ve klasik İran şiirinin anlayışı içinde, düzeyi gitgide yükselen ve bir şiir dili geliştirirler; bu dil temelde Türkçenin yapısını ve gramerini sakllı tutsa da, Türkçe kelimelerin kullanışını özellikle azaltır.

Osmanlı Edebiyatının gelişmesinde II. Murat’ın önemli bir yeri vardır. Kuruluşundan bu yana devletin hayatında görüle kültür faaliyeti ancak O’nun zamanında şahsiyetini bulmuş ve pek çok eserin yazılmasına ve tercüme edilmesine sebep olmuştur. Ebu’l-Hayr lâkabını alan bu kültür padişahı bütün anlatılanların üstündedir.

Yediyüzyıllık Osmanlı-Türk Edebiyatı çeşitli sahalarda ve türlerde gelişmesi devletin sanata ve kültüre düşkün, ilim adamlarına değer veren padişahların desteği ile olmuştur. Zaten Osmanlı padişahlarının pek çoğu şairdir. İkinci Murad Han’dan başlamak üzere şiir Osmanlı sarayında yerini almıştır. Osman Bey’den başlayarak şiir söyleyen ve divan sahibi olan padişahlar klasik Türk Edebiyatını benimsemişlerdir. Bu bakımdan Klasik Türk Edebiyatının, kendine has bir üslûbu, üslûpta şahsi olmayan geleneği, şekilciliği, ölçüsü, nakilciliği ve edebi kâideleri vardır. Yeniliklere pek açık olmayan, herkesi anlayışta ve zevkte birleştirmeye çalışn klasik edebiyatımızda anlayış, görünüş ve zevk ile ölçü ve düzen mutlaka yer alır.

Klasik edebiyatımız ortak mazmunlar ve şekiller dışına çıkmayarak hayatla alakasız gibi görünürse de aslında çeşitli vadilerde verilen eserlerle hakiki Türk hayatını konu edinmiş ve yerli mevzuları işlemiştir. Aslında divan vadisinde şahsi görüşler dar (klasik) çerçeveler içinde işlendiğinden klasizm içinde hususi bir romantizme açılır.

Osmanlı Edebiyatında bazı önemli şairler aşağıda kısaca bahsedilmiştir;


Mevlâna Celâleddin-i Rumi (1207-1273) Onüçüncü yılda eserlerinde yer yer Türkçe kelimelere ve mülemmalara yer vermiştir. Bunu takiben oğlu Sultan Veled’in (1223-1312) Türkçe manzumeler yazması, arıca hakkında pek fazla bilgi bulunmayan, Bahaddin Veled’in talebelerinden olduğu söylenen Ahmed Fakih’in, dünyanın geçici ve rüyâ olduğunu kabul edilen 83 beyitlik Çarhnâmesi ve Evsafülmesacid adlı mesnevileri, bu XII. yüzyılda zikredilmesi gereken eserlerin başında gelmektedir. Seyyad Hamza ise ilk defa “Yusuf ile Zeliha” Mesnevisini ile dini şiirler yazmıştır. Diğer yandan tasavvufî ve dini konuları işlemekle birlikte İran şiir hususiyetini taşıyan, gazellerinde mazmunlara yer vererek Klâsik Edebiyatın temelini ve nüvesini teşkil eden ve Divan Şiirinin ilk temsilcisi sayılan Hoca Dehhanî en önemli şairlerden biridir.

Yunus Emre(1204-1320; sadece kendi devrinin değil, her zaman ve her yerde kendisini kabul ettiren, edebiyatımızın en büyük şairlerinden biridir. Dili pek açık ve anlaşılır olan Dîvan'ına bakılırsa O'nun tahsilli, islâmî ilimlere vakıf bir Türk dervişi olduğu, pek çok yerleri dolaştığı kanaatine varılır. Risaletü'n-Nushiye adlı ikinci eseri öğretici (didaktik) bir mesnevî olup, 573 beyit ihtiva etmektedir. O, en çok eserilerinde ilâhî aşkı, varlık-yokluk ile hayat ve ölümü işlemiştir. Bilhassa ölüm temasını onun kadar içli ve samimi işleyen şâir pek azdır.

Gülşehri; Türkçülük şuuru ile eser veren müelliflerin başında gelir. Türkçe yazmakla ve eser bırakmakla övünen bu şairin en önemli eseri olan Mantıkuttayr’ını 1317 yılında yazmıştır. Gülşehri’nin, Felekname ve Aruz Risalesi adında iki önemli eseri daha vardır. Ancak bunlar Farsça olarak yazılmıştı. Türkçe olarak 10 civarında gazeline de rastlanmaktadır.

Bâkî; XVI. yüzyılda yaşayan devrin en önemli şarilerdendir. Kırk yaşına geldiği zaman, şair, cengaver, kudretli büyük bir hükümdarın ölümüne ağlayan ve mersiyesi ile canlı ve içli bir şekilde bu hadiseyi yer veren, devrin ünlü hocalarından ders gören, medrese havasının çekiciliğine kapılan ve yetişmesi ile Şeyhül-İslamlık makamına liyakat kesbeden, hasılı asrın ikinci yarısını dolduran ve Kanuni Sultan Süleyman Han’a candan bağlıdır. Dünya kavgalarının, menfaat düşüncelerinin hiçbir işe yaramadığını şiirlerinde belirtmiştir. San’atı yüce, hissi ve duyuşu derin olan Bâki’nin kendsinden sonra yolunu takib eden şairler çıkmış ve Bâki mektebi (Cècol) kurulmuştur. Eserleri arasında Fezailü’i-Cihad, Mealimü’i Yakın ve Fezail-i Mekke adlı eserleridir.

Fuzûli; (1494-1555) Şiî inançtaki Iraklı Türkmen Bayat kabilesinden olan Fuzûlî, Şah İsmail'e ithaf ettiği ilk eserlerini; İran Safevîlerinin manevi ve cismani temsilcisi Şah İsmail ise, Şiîlik adına, İstanbul'daki sultanların Sünnîliğine karşşı savaşıyordu ve Osmanlıların başlıca hasmıydı. Alabildiğine bilgili bir kişiydi Fuzûlî: Arapça ve Farsçada kolaylıkla şiir yazabiliyordu ve İran lirik şiiri ile beslenmişti: Azerî şivesinde -ama Türkiye'de pek anlaşılır olan- bir Türk ağzı olan kendi anadiline çeşitli türler aldı bu şiirden. Osmanlı İmparatorluğu'nun derin bilgili şairleri gibi, üç dilli bir sözlükten yararlanır; bu sözlükte, Arapça ve Farsçanın payı, Türkçenin payından üstündür; öte yandan Türkçenin de yapısını ve gramerini sürdürür. Mistik aşkın şairi, daha sonraki yıllarda katıksız bir sufî olarak görülen Fuzûlî, sadece öteki dünyada birbirlerine kavuşan Leylâ ile Mecnun'un platonik aşkı üzerine yazdığı -klasik temadaki- büyük poeminde olduğu gibi, yüksek bir İslam maneviliği doğrultusundaki eserlerinin yanı sıra, oğlanların onuruna birçok hafif parçalar da yazdı. Bununla beraber, dinsel inançlarının ne ölçüde köklü olduğu konusu üzerinde durulabilir; çünkü, Sünnî inançtaki Kanuni Sultan Süleyman 1534'te Bağdat'ı fethettiğinde, Fuzûlî, Irak'ın yeni sahibinin lütfunu diledi ve Osmanlıların sadık bir uyruğu olarak davrandı artık. Öyle de olsa, İstanbul'daki saraya kabul edilmedi ve Bagdat'ta 1555 yılındaki vebadan öldü. Şöhreti, ancak ölümünden sonra arttı: Türkiye, Irak, İran ve Azerbaycan; bugün bile, kendi şiir geleneklerinin kahramanlarından biri olarak sahip çıkarlar ona.

Nabî; (1642?- 1712) XVII. yüzyılın son onlu yıllarında yaşamıştır. Viyana kuşatmasının başarısızlığa uğramasının arkasından boynu vurulan Veziriazam Kara Mustafa Paşa'nın gözdesi olduktan sonra Halep'e çekilen şair, oğlu için manzum küçük bir kitap yazdı; Hayriye adını taşıyan bu kitap; -hep neo Fars doğrultusundaki biçiminden çok içeriğiyle, Osmanlı şiirinin en ilginç eserlerinden biridir: şair, mümkün meslekleri gözden geçirir birer birer ve sonunda edebiyatta karar kılar; rüşvetin başını alıp gittiği döneminin yaşam koşullarını -hatır gönül dinlemeden- sergiler ve alabildiğine canlı tablolar çizer ortamla ilgili. Klasik "çapkınlık" temalarının kendisini gösterdiği hafif şiirleri, yeni bir havada kaba güldürü öğeler taşırlar.

Nedim; Bir İstanbul kadısının oğlu ve kendisi de medresede hoca olan Nedim, İbrahim Paşa'nın gözdesi idi. Bu saray şairinin özgürlüğü, -sultanla veziriazamın onuruna yazdığı ve kendisinden öncekilerin kaleme aldıklarından daha az sıkıcı ve daha zarif bir otuz kadar kasidede olmaktan çok, şenliklerde ve müzik eşliğinde söylenmek için yazdığı kısa parçalardadır. Kuşkusuz, o kaçınılmaz oğlan aşkı teması onlarda da görülmektedir; ne var ki, neşeli ve hafif biçemle ele alınmıştır bu ve kendisinden önceki geleneğin acılı ve tumturaklı işleyişinden pek farklı olduğu gibi, sözde mistik ve ikiyüzlülükten de sakınır. Dahası, Nedim'in güzele olan tutkunluğu, çok daha az uzlaşmacı bir haldedir bunlarda: Bahçeler, giysiler ve sahneler için söyledikleri, şiirlerinin zarif kahramanlarını anlatırken de yaptığı gibi, kendiliğinden bir içtenlik izlenimi verirler. İran şairlerinden miras kalan yapma anlatış ve betimlemelere sırtını olduğu gibi dönmese de, aşırı derecede ince ve anlaşılması güç biçemden uzak tutar kendisini ve anlamlı bir sadelik taşıyan imgeler yaratır. Ne bir ahlakçı vaaz görülür onda, ne de din cilası taşıyan açık saçık günah bir söz.

Şinasi; (1824-1871) daha çok gazeteci olarak karşımıza çıkar. Gazetede çıkan makalelerinden başka, Müntehabât-ı Eşar’ı, Şâir Evlenmesi, Durûb-i Emsâl’i Osmaniyye gibi eserleri vardır.

Namık Kemal; Eski şiir an’anesinde divan ortaya koyan şair, romandan tiyatroya kadar edebiyat sahasında çalışmalar yapmıştır. Tiyatro sahasında Vatan Yahut Silistre, Gülnihâl, Akif Bey, Kara Belâ; roman sahasında İntibah, Cezmi gibi eserleirn sahibidir. Ayrıca makaleleri, tenkidleri vardır. Yazdığı Evrak-ı Perişan ve Osmanlı tarihi ise diğer önemli iki eseridir.

Web Tasarım Ankara, Web Tasarımı Ankara
keçiören düğün salonu keçiören toplantı salonu keçiören düğün salonları ankara düğün salonu keçiören nikah salonu ray dolap ankara mutfak dolabı ankara banyo dolabı ankara vestiyer ankara duvar ünitesi ankara gardrop ankara tv ünitesi ankara vestiyer duvar ünitesi tv ünitesi gardrop mobilya mobilya ankara bamya çorbası etli ekmek mevlana pide bıçak arası konya tandır kuzu tandır fotokopi makinası fotokopi web tasarımı ankara tercüme büroları tercüme ankara tercüme simultane tercüme fotokopi makinası kiralama fotokopi makinası satışı fotokopi makinası tamiri